I. GİRİŞ
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (“TBK”) düzenlenen hizmet sözleşmesi ile iş hukuku kapsamında yer alan iş sözleşmesi, görünüşte benzer unsurlar içermekle birlikte, hukuki nitelikleri bakımından önemli ayrışmalar barındırmaktadır. Bu ayrımın merkezinde özellikle “bağımlılık” unsuru yer almakta olup söz konusu unsurun varlığı ya da yokluğu, sözleşmenin hangi rejime tabi olacağını belirleyen temel ölçüt niteliğindedir. Nitekim bir hukuki ilişkinin iş sözleşmesi olarak kabul edilmesi, iş hukukunun emredici ve işçiyi koruyucu hükümlerinin uygulanmasını beraberinde getirmekte; iş güvencesi, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin hakkı gibi pek çok temel hakkın doğrudan etkilenmesine yol açmaktadır. Buna karşılık, ilişkinin TBK anlamında hizmet sözleşmesi olarak değerlendirilmesi halinde taraflar arasındaki denge daha çok sözleşme serbestisi çerçevesinde şekillenmektedir.
Bu nedenle hizmet sözleşmesi ile iş sözleşmesi arasındaki sınırın doğru çizilmesi, yalnızca teorik bir ayrım değil; uygulamada tarafların hak ve yükümlülüklerini doğrudan belirleyen, sonuçları itibarıyla oldukça kritik bir hukuki tespit niteliğindedir.
II. HİZMET SÖZLEŞMESİ KAVRAMI VE UNSURLARI
TBK 393/1. maddesi uyarınca hizmet sözleşmesi, bir tarafın (işçinin) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işverenin) ise ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmaktadır. Hükümde “bağımlı olarak” ibaresine açıkça yer verilmiş olması, bağımlılık unsurunun hizmet sözleşmesinin kurucu ve ayırt edici unsuru olduğunu ortaya koymaktadır.
Öğreti ve uygulamada hizmet sözleşmesinin üç temel unsurdan oluştuğu kabul edilmektedir:
- İş görme borcu,
- Bağımlılık ilişkisi
- Ücret ödeme yükümlülüğü.
İş görme borcu, işçinin kişisel emeğini belirli bir süre boyunca işveren yararına tahsis etmesini ifade eder. Ücret ise bu emeğin karşılığı olarak işveren tarafından ödenmesi gereken edimdir. Bununla birlikte, hizmet sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran temel unsur bağımlılık ilişkisidir.
Bağımlılık unsuru, işçinin iş görme edimini işverenin organizasyonu içinde, onun talimat ve denetimi altında yerine getirmesini ifade eder. Bu unsurun varlığı, sözleşmenin hukuki niteliğinin belirlenmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Uygulamada özellikle bağımlılık unsurunun zayıf olduğu ya da ilişkinin serbest meslek faaliyeti görünümü arz ettiği durumlarda, hizmet sözleşmesi ile bağımsız çalışma ilişkileri arasındaki sınırın belirlenmesi güçleşmektedir. Bu nedenle bağımlılık unsurunun kapsamı ve yoğunluğu, sözleşmenin hangi hukuki rejime tabi olacağını belirleyen temel ölçüt niteliğindedir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun (“4857 sayılı Kanun”) 8/1. maddesinde iş sözleşmesi; bir tarafın bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın da ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Tanımın TBK’daki düzenleme ile benzerlik göstermesine rağmen, iş hukuku bakımından bağımlılık unsuru daha geniş ve daha yoğun bir içerikle yorumlanmaktadır. İş ilişkisinde bağımlılık yalnızca hukuki bağlılığı değil; aynı zamanda ekonomik ve fiili bağımlılığı da kapsayan çok boyutlu bir yapı arz etmektedir.
Nitekim, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2013/5135 Esas ve 2014/3338 Karar Sayılı 21.02.2014 Tarihli İlamı:
“İş sözleşmesini belirleyen kriter hukuki-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık, işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki davranışlarına ilişkin talimatlara uyma yükümlülüğünü üstlenmesi ile doğar. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirmektedir. İşçinin bu anlamda işveren karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. Bu anlamda işveren ile işçi arasında hiyerarşik bir bağ vardır. İş sözleşmesine dayandığı için hukuki, işçiyi kişisel olarak işveren bağladığı için kişisel bağımlılık söz konusudur.”
Ve
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2024/11370 Esas ve 2025/1431 Karar Sayılı 04.02.2025 Tarihli İlamı:
“İş sözleşmesini eser, ortaklık, vekâlet ve diğer iş görme edimlerini içeren sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Bu tür sözleşmelerde iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır. İş sözleşmesini belirleyen en önemli ölçüt hukuki-kişisel bağımlılıktır.
…
Bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir.”
uyarınca da görüleceği üzere, Yargıtay içtihatlarında bağımlılık unsuru; çalışanın işverene ait işyerinde veya onun organizasyonu içinde faaliyet göstermesi, işverenin emir ve talimatlarına uyma yükümlülüğü altında bulunması, işin yürütülmesine ilişkin organizasyonel kararların işverence alınması ve çalışma süresi ile yerinin işveren tarafından belirlenmesi gibi ölçütler üzerinden somutlaştırılmaktadır. Bu kriterler, çalışanın işverenin yönetim hakkına tabi olup olmadığını ortaya koymakta ve sözleşmenin iş sözleşmesi niteliğinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceğini belirlemede esas alınmaktadır.
III. HİZMET VE İŞ SÖZLEŞMESİ ARASINDAKİ AYIRIMI BELİRLEYEN ÖLÇÜTLER
Hizmet sözleşmesi ile iş sözleşmesi arasındaki ayrım, özellikle bağımlılık unsurunun yoğunluğu ve görünüm biçimi üzerinden belirlenmektedir. Bu ayrımın somutlaştırılmasında uygulamada aşağıdaki ölçütler esas alınmaktadır:
1. Bağımlılık
İş sözleşmesinde bağımlılık, hukuki-kişisel nitelikte ve süreklilik arz eden bir bağlılık şeklinde ortaya çıkar. İşçi, işverenin yönetim hakkı kapsamında onun organizasyonu içinde yer alır ve hiyerarşik yapıya dahildir. Hizmet sözleşmesinde ise bağımlılık daha sınırlı ve gevşek niteliktedir. Serbest meslek erbabı veya danışman, mesleki faaliyetini kendi organizasyonu çerçevesinde ve teknik kararlarını bağımsız biçimde alarak yürütür.
2. Zaman ve Yer Bağlılığı
İş sözleşmesinde işçi, kural olarak işverence belirlenen yerde ve belirlenen çalışma saatleri içinde çalışmakla yükümlüdür. Çalışma süresi ve işin görüleceği mekan işveren tarafından tayin edilir. Bağımsız hizmet ifasında ise hizmet sağlayan kişi, işin sonucunu taahhüt etmekte; ancak işin ne zaman ve hangi yöntemle yürütüleceği konusunda daha geniş bir serbestiye sahip bulunmaktadır.
3. Emirlere Tâbi Olma
İş sözleşmesinde işçi, işverenin talimat verme yetkisine tabi olup aralarında ast-üst ilişkisine dayalı bir hiyerarşi mevcuttur. İşverenin yönetim hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma borcu bulunmaktadır. Hizmet sözleşmesinde ise hizmet sağlayıcı, işin sonucuna ilişkin genel çerçeveye bağlı kalmakla birlikte, işin yürütülmesine dair teknik ve mesleki konularda bağımsızdır.
4. Ekipman ve Malzeme Kullanımı
İş sözleşmesinde işçi, işverenin kurduğu organizasyon içinde faaliyet gösterir ve işin görülmesi için gerekli araç ve gereçler kural olarak işveren tarafından sağlanır. Bağımsız hizmet ifasında ise hizmeti sunan kişi çoğu zaman kendi araç ve ekipmanını kullanmakta ve kendi organizasyonu çerçevesinde faaliyet göstermektedir. Bu durum, ekonomik ve organizasyonel bağımsızlığın göstergesi olarak değerlendirilir.
Bununla birlikte bu ölçütlerin hiçbiri tek başına kesin belirleyici değildir. Değerlendirme, somut olayın tüm özellikleri birlikte ele alınarak ve özellikle bağımlılık unsurunun fiili görünümü dikkate alınarak yapılmalıdır.
Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, taraflar arasındaki ilişkinin bilinçli biçimde “hizmet sözleşmesi”, “danışmanlık sözleşmesi” veya “alt yüklenicilik ilişkisi” gibi başlıklar altında kurgulanmasıdır. Özellikle işverenler, iş hukukundan doğan mali yükümlülüklerden (kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin, SGK primleri vb.) kaçınmak amacıyla, fiilen iş sözleşmesi niteliği taşıyan ilişkileri farklı bir sözleşme türü görünümü altında tesis edebilmektedir.
Bu tür durumlarda sözleşmenin adı değil, fiili çalışma ilişkisinin gerçek niteliği önem taşır. Eğer çalışan, işverenin organizasyonu içinde yer almakta, onun talimat ve denetimi altında faaliyet göstermekte ve ekonomik olarak büyük ölçüde işverene bağımlı durumda bulunmakta ise, ilişkinin iş sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerekir.
Bu nitelendirmenin hukuki sonuçları ise son derece belirleyicidir. İlişkinin iş sözleşmesi olarak kabul edilmesi halinde işçi; iş güvencesi hükümlerinden yararlanma, kıdem ve ihbar tazminatı talep etme, fazla çalışma ve yıllık izin ücretlerini isteme, sosyal güvenlik haklarından eksiksiz yararlanma gibi iş hukukuna özgü korumalara sahip olur. Buna karşılık ilişkinin hizmet sözleşmesi olarak değerlendirilmesi durumunda, taraflar arasındaki ilişki genel borçlar hukuku hükümlerine tabi olacak ve iş hukukunun emredici koruma mekanizmaları uygulanmayacaktır.
IV. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Hizmet sözleşmesi ile iş sözleşmesi arasındaki ayrım, her iki sözleşme türünün kanuni tanımlarındaki benzerliğe rağmen, esasen bağımlılık unsurunun niteliği ve yoğunluğu üzerinden şekillenmektedir. İş sözleşmesinde bağımlılık, hukuki-kişisel ve organizasyonel bir bağlılık biçiminde ortaya çıkmakta; işçi, işverenin yönetim hakkına tabi olarak hiyerarşik yapı içinde faaliyet göstermektedir. Buna karşılık hizmet sözleşmesinde bağımlılık daha sınırlı ve esnek bir görünüm arz etmekte; teknik ve mesleki bağımsızlık daha belirgin hale gelmektedir.
Ayrımın belirlenmesinde bağımlılık, zaman ve yer bağlılığı, talimatlara tabi olma ve organizasyon unsuru gibi ölçütler birlikte değerlendirilmelidir. Bu ölçütlerin hiçbiri tek başına kesin belirleyici değildir; önemli olan, somut olayda ilişkinin fiili yapısının bütüncül biçimde analiz edilmesidir. Yargısal uygulamada da sözleşmenin adı veya tarafların irade beyanından ziyade, çalışmanın gerçek mahiyeti esas alınmaktadır.
Uygulamada görülen en önemli risk, iş hukukunun emredici hükümlerinden kaçınma amacıyla iş ilişkilerinin farklı sözleşme türleri altında kurgulanmasıdır. Bu tür durumlarda yapılacak nitelendirme, yalnızca sözleşmesel bir sınıflandırma değil; aynı zamanda işçinin sosyal ve ekonomik haklarının korunması bakımından hayati bir değerlendirme niteliği taşımaktadır.
Sonuç olarak, hizmet ve iş sözleşmesi arasındaki sınırın doğru çizilmesi, bir yandan sözleşme serbestisi ilkesini korurken diğer yandan iş hukukunun koruyucu amacının zedelenmesini engelleyecek dengeli bir yorum yaklaşımını gerektirir. Bu denge, özellikle bağımlılık unsurunun somut olay özelinde dikkatle incelenmesiyle sağlanabilecektir.










