Ağustos 10, 2026

Sözleşmelerde Mücbir Sebep Ve Aşırı İfa Güçlüğü Ayrımı: TBK M. 136 Ve M. 138 Çerçevesinde Değerlendirme

MÜCBİR SEBEP İLE AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ AYNI ŞEY MİDİR?

Mücbir sebep ile aşırı ifa güçlüğü, ortaya çıkış nedenleri benzer olabilmekle birlikte, uygulama koşulları ve hukuki sonuçları birbirinden farklı kavramlardır. Bu ayrımın temelinde, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan olağanüstü olayın borcun ifasına ne şekilde etki ettiği bulunmaktadır. 

Ticari hayatın olağan seyri içinde taraflar, sözleşme kurulurken önlerine gelebilecek her türlü olumsuz ihtimali öngörüp bunlara karşı sözleşmesel güvenceler almayı arzu etseler de uygulamada sıklıkla öngörülemeyen, dışsal ve taraflardan kaynaklanmayan olaylarla karşılaşılmaktadır. Salgın hastalıklar, doğal afetler, ani kur hareketleri, savaş ve siyasi krizler bu tür olayların başında gelmektedir.

Uygulamada bu tür olayların tamamı, hukuki nitelikleri araştırılmaksızın “mücbir sebep” kavramı altında toplanmakta; taraflar sözleşmeden kurtulmak veya sözleşme koşullarını değiştirmek istediklerinde önce bu kavrama sığınmaktadır. Oysa mücbir sebep teşkil eden olayların sözleşmenin ifasını imkânsız hâle getirmesi ile ifayı yalnızca aşırı ölçüde güçleştirmesi, Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) kapsamında farklı hukuki sonuçlara bağlanmıştır. İlk durumda TBK’nın 136 ve 137. maddelerinde düzenlenen ifa imkânsızlığı hükümleri, ikinci durumda ise koşullarının bulunması hâlinde TBK’nın 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü hükümleri gündeme gelebilecektir.

Bu iki kurum arasındaki sınırın doğru çizilmesi, yalnızca akademik bir tartışma konusu olmayıp, davacının/borçlunun hangi talebi ileri sürebileceğini, ispat yükünün neye ilişkin olacağını ve borcun akıbetini doğrudan belirlemesi bakımından son derece pratik bir öneme sahiptir. Uygulamada olayın mücbir sebep mi yoksa aşırı ifa güçlüğü mü teşkil ettiği hususunda yapılan hukuki nitelendirme, tarafların başvurabileceği hukuki yollar ve uyuşmazlığın sonucu bakımından belirleyici olabilmektedir.

Nitekim İstanbul BAM 17. Hukuk Dairesi’nin 06.10.2022 tarihli ve 2019/1450 E., 2022/1107 K. sayılı kararında bu iki kurum açıkça karşı karşıya konularak şu tespitte bulunulmuştur: 

“Mücbir sebebin varlığından söz edilebilmesi için borcun ifasının imkânsız hale gelmesi gerekmektedir. Türk Borçlar Kanununun 136 ve 137. maddelerinde düzenlenen ifa imkansızlığı hükümleri bu durumda uygulama alanı bulacaktır… Bununla birlikte, borcun ifasının güçleşmesi halinde, mücbir sebebe dayanarak borç sona ermemektedir. Bu durumda Türk Borçlar Kanununun aşırı ifa güçlüğünü düzenleyen 138. maddesi hükmü uyarınca sözleşmenin uyarlanması yoluna gidilebilecektir.”

Bu tespit, işbu makalenin de eksenini oluşturmaktadır. Aşağıda önce her iki kurumun yasal dayanakları ve unsurları ayrı ayrı incelenecek, ilgili güncel Bölge Adliye Mahkemesi kararları üzerinden bu ayrımın somut olaylarda nasıl uygulandığı değerlendirilecektir.

MÜCBİR SEBEP NEDİR? UNSURLARI NELERDİR? (TBK M. 136-137)

Mücbir sebep, borcun sözleşmeye uygun olarak ifasına engel olan, haricî, öngörülemez ve kaçınılamaz nitelikteki olayları ifade eder. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27/06/2018 tarihli ve 2017/90 E., 2018/1259 K. sayılı kararında yapılan ve İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesi’nin 05.03.2026 tarihli kararında da aynen benimsenen tanıma göre mücbir sebep; “sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.”

Bu tanımdan hareketle, bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için aşağıdaki unsurların birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır:

  • Haricîlik: Olayın borçlunun kişisel faaliyet ve kontrol alanının tamamen dışında, dış bir kaynaktan meydana gelmesi,
  • Öngörülemezlik: Sözleşmenin kurulduğu anda, makul ve basiretli bir tacirin dahi bu olayı öngörmesinin mümkün olmaması,
  • Kaçınılamazlık: Borçlunun alabileceği hiçbir tedbirle bu olayın meydana gelmesinin veya sonuçlarının önlenememesi,
  • İlliyet bağı: Mücbir sebep teşkil eden olay ile borcun sözleşmeye uygun olarak ifa edilememesi arasında uygun nedensellik bağının bulunması.

Bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilmesi, tek başına borcun sona ermesi sonucunu doğurmamaktadır. Mücbir sebep teşkil eden olayın sözleşmesel edimin ifasına etkisinin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Olayın edimin ifasını objektif olarak imkânsız hâle getirmesi durumunda TBK’nın 136 ve 137. maddelerinde düzenlenen ifa imkânsızlığı hükümleri gündeme gelebilecektir.

İfa imkânsızlığı, İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesi ile İstanbul BAM 17. Hukuk Dairesi kararlarında “edimin içeriği değişmeksizin borcun aynen yerine getirilmesinin imkânsız hale gelmesi” olarak tanımlanmıştır. İfa imkânsızlığının yalnızca sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için söz konusu olması hâlinde objektif imkânsızlıktan; yalnızca borçlunun şahsından veya kişisel durumundan kaynaklanması hâlinde ise sübjektif imkânsızlıktan söz edilmektedir.

TBK m. 136/1 hükmüne göre; “borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle borcun ifası imkânsızlaşırsa, borç sona erer.” Aynı maddenin devamında, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık nedeniyle borcundan kurtulan tarafın, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olduğu ve henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybettiği düzenlenmiştir.

Bununla birlikte borçlu, ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmek ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Borçlunun bu yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde bundan doğan zararları gidermesi gerekmektedir.

MÜCBİR SEBEP BORCUN YALNIZCA BİR KISMININ İFASINI İMKÂNSIZLAŞTIRIRSA NE OLUR?

Mücbir sebep teşkil eden olay, borcun tamamının değil, yalnızca bir kısmının ifasını imkânsız hâle getirebilir. Bu durumda TBK’nın 137. maddesinde düzenlenen kısmi ifa imkânsızlığı hükümleri gündeme gelmektedir.

TBK m. 137/1 uyarınca, “borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.”

Buna göre, kısmi ifa imkânsızlığının ortaya çıkması hâlinde kural olarak borcun yalnızca ifası imkânsızlaşan kısmı sona ermektedir. Bununla birlikte, sözleşmenin kurulması sırasında kısmi imkânsızlığın öngörülmesi hâlinde tarafların sözleşmeyi hiç kurmayacakları açıkça anlaşılıyorsa borcun tamamının sona ermesi söz konusu olabilecektir.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ise taraflardan birinin borcunun kısmen imkânsızlaşması hâlinde, diğer tarafın karşı edimi de aynı oranda sona ermektedir. Ancak alacaklının kısmi ifaya razı olmayacağının açıkça anlaşılması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması hâlinde tam imkânsızlık hükümleri uygulanabilecektir.

Nitekim İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesi’nin 05.03.2026 tarihli ve 2022/1457 E., 2026/411 K. sayılı kararındaMevcut salgının ağırlığı dikkate alındığında, bu durum sözleşmeler hukuku kapsamında, borçlunun kontrolü dışında borcun ihlâli sonucunu doğuran bir dış olay, yani mücbir sebep olarak değerlendirilebilecek olup Covid-19 pandemisinin mücbir sebep teşkil ettiği kabul edilmiştir…” denilmek suretiyle, Covid-19 salgınının somut sözleşmesel ilişki bakımından mücbir sebep teşkil ettiği kabul edilmiştir. Daire, sözleşmenin ifasının yalnızca belirli bir dönem bakımından imkânsız hâle geldiğini dikkate alarak, sözleşmenin kalan dokuz aylık kısmı bakımından ifa imkânsızlığı nedeniyle sona erdiği sonucuna ulaşmıştır.

Söz konusu karar, mücbir sebep teşkil eden bir olayın sözleşmenin tamamını değil, yalnızca belirli bir dönem veya edim bakımından ifayı imkânsız hâle getirebileceğini ve bu durumda TBK’nın 137. maddesinde düzenlenen kısmi ifa imkânsızlığı hükümlerinin gündeme gelebileceğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.

AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ NEDİR? UNSURLARI NELERDİR? (TBK M. 138)

Aşırı ifa güçlüğü, ifanın imkânsız hale gelmediği, ancak edimler dengesinin borçlu aleyhine dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde bozulduğu hâlleri kapsayan, öğreti ve uygulamada “işlem temelinin çökmesi” olarak da anılan bir kurumdur. TBK m. 138/1 hükmü şöyledir: “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.”

Bu hükümden hareketle, aşırı ifa güçlüğünün uygulanabilmesi için dört koşulun birlikte gerçekleşmesi gerektiği gerek doktrinde gerek yargı kararlarında istikrarlı biçimde kabul edilmektedir:

  1. Sözleşmenin kurulduğu sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması,
  2.  Bu durumun borçludan kaynaklanmamış olması,
  3.  Durumun, sözleşme kurulurken mevcut olan olguları, ifanın istenmesini dürüstlük kuralına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olması,
  4.  Borçlunun edimini henüz ifa etmemiş olması veya ifa etmişse, ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını ihtirazi kayıtla saklı tutmuş olması.

Bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi hâlinde borçlunun, önce hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme veya (sürekli edimli sözleşmelerde) fesih hakkını kullanabileceği kabul edilmektedir. Görüldüğü üzere aşırı ifa güçlüğünde borç, mücbir sebepten farklı olarak kendiliğinden sona ermemekte; borçlunun TBK m. 138’de öngörülen hukuki yollara başvurması gerekmektedir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2023/4048 E., 2024/4238 K. sayılı kararında da vurgulandığı ve Sakarya BAM 7. Hukuk Dairesi’nin 12.02.2025 tarihli kararında aktarıldığı üzere; “İfa imkansızlığı ile aşırı ifa güçlüğü birbirinden farklıdır… Fiyat artışları öngörülemez sınırlarda gerçekleşmiş ve edim dengesi aşırı ölçüde bozulmuş ise TBK 138. madde kapsamında aşırı ifa güçlüğü söz konusu olabilir ise de bunun için de mahkemeden uyarlama talebinde bulunulabilecek iken davacı bu yola gitmeksizin doğrudan sözleşmeyi feshettiğini bildirmiştir.”

Bu pasaj, aşırı ifa güçlüğünün mücbir sebepten başvurulabilecek hukuki yollar ve doğurduğu sonuçlar bakımından ayrıldığını; borçlunun bu kuruma dayanabilmesi için doğrudan fesih yoluna başvurmak yerine, öncelikle sözleşmenin uyarlanmasını talep etmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Mücbir Sebep – Aşırı İfa Güçlüğü Karşılaştırma Tablosu

ÖlçütMücbir Sebep Aşırı İfa Güçlüğü 
Temel özellikHaricî, öngörülemez ve kaçınılamaz nitelikte olağanüstü bir olayın borcun ifasını engellemesi söz konusudur.Olağanüstü bir durum nedeniyle ifa mümkün olmaya devam etmekle birlikte borçlu bakımından aşırı ölçüde güçleşmektedir.
Edimin durumuMücbir sebebin ifa imkânsızlığına yol açması hâlinde edimin aynen ifası mümkün değildir.Edimin ifası mümkündür; ancak edimler arasındaki denge borçlu aleyhine dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde bozulmuştur.
Hukuki sonuçİfa imkânsızlığının koşullarının oluşması hâlinde borç tamamen veya kısmen sona erebilir.Borç kendiliğinden sona ermez; sözleşmenin uyarlanması, bunun mümkün olmaması hâlinde dönme veya sürekli edimli sözleşmelerde fesih gündeme gelebilir.
Uygulanacak hükümlerMücbir sebebin ifa imkânsızlığına yol açması hâlinde TBK m. 136-137 uygulanabilir.TBK m. 138 uygulanır.
İspat konusuMücbir sebep teşkil eden olayın varlığı ile olayın borcun ifasını imkânsızlaştırdığı ve aralarında illiyet bağı bulunduğu ispatlanmalıdır.Olağanüstü durumun edimler arasındaki dengeyi borçlu aleyhine aşırı ölçüde bozduğu ve TBK m. 138’deki diğer koşulların gerçekleştiği ispatlanmalıdır.
Tipik örnekDeprem, salgın hastalık, savaş veya resmî faaliyet yasağı nedeniyle edimin ifasının imkânsız hâle gelmesi.Öngörülemeyen ekonomik gelişmeler nedeniyle kur, hammadde veya işçilik maliyetlerinin edimler arasındaki dengeyi aşırı ölçüde bozması.
Borçlunun tutumuBorçlu, ifa imkânsızlığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmeli ve zararın artmasını önlemek için gerekli tedbirleri almalıdır.Borçlu edimini henüz ifa etmemiş veya aşırı ifa güçlüğünden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.
Başvurulabilecek hukuki yolİfa imkânsızlığı nedeniyle borcun sona ermesi için kural olarak kurucu nitelikte bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunmamaktadır.Borçlu öncelikle sözleşmenin uyarlanmasını talep edebilir; uyarlamanın mümkün olmaması hâlinde dönme veya sürekli edimli sözleşmelerde fesih hakkı gündeme gelebilir.

SÖZLEŞMELERDE MÜCBİR SEBEP İLE AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ AYRIMI NEDEN ÖNEMLİDİR?

Mücbir sebep ile aşırı ifa güçlüğü arasındaki ayrım, sözleşmelerin hazırlanması ve uygulanması aşamalarında tarafların hak ve yükümlülüklerinin doğru belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Özellikle uzun süreli sözleşmelerde, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkabilecek olağanüstü olayların tarafların edimleri üzerindeki etkisinin önceden düzenlenmesi, ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesine katkı sağlayabilir.

Sözleşmelerde yer alan mücbir sebep hükümlerinde genellikle hangi olayların mücbir sebep sayılacağı, bu olayın ortaya çıkması hâlinde izlenecek bildirim usulü, tarafların yükümlülüklerinin belirli bir süreyle askıya alınıp alınmayacağı ve mücbir sebebin devam etmesi hâlinde sözleşmenin feshedilip edilemeyeceği düzenlenmektedir.

Bununla birlikte, bir olayın sözleşmede mücbir sebep olarak sayılmış olması, bu olayın meydana gelmesiyle birlikte borcun kendiliğinden sona ereceği veya taraflardan birine doğrudan fesih hakkı vereceği anlamına gelmemektedir. Olayın somut sözleşmesel edimin ifasına etkisinin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Mücbir sebep teşkil eden olay borçlunun sorumlu tutulamayacağı şekilde edimin ifasını imkânsız hâle getirmişse TBK m. 136 ve 137 hükümleri; ifayı imkânsızlaştırmamakla birlikte borçlu bakımından aşırı ölçüde güçleştirmişse, koşullarının bulunması hâlinde TBK m. 138 hükmü gündeme gelebilecektir.

Nitekim Sakarya BAM 7. Hukuk Dairesi’nin 12.02.2025 tarihli ve 2023/1802 E., 2025/261 K. sayılı kararına konu uyuşmazlıkta, taraflar arasındaki sözleşmede salgın hastalıklar mücbir sebep hâlleri arasında sayılmış olmasına rağmen, Covid-19 salgını sonrasında ortaya çıkan maliyet artışlarının sözleşmenin ifasını imkânsız hâle getirmediği kabul edilmiştir. Anılan kararda “…Davacı bu salgının mücbir sebep olduğunu ileri sürerken dayandığı sebepler döviz kurundaki yükselme nedeniyle artan maliyetler, kiralık araç bulamama gibi sözleşmenin ifa edilmesine engel oluşturan bir neden olmayıp, bu salgın ortamında fiyatların aşırı yükseldiği bu nedenle maliyetlerin karşılanamadığı iddiasıdır. Bu durumda somut olayda, mücbir sebebin varlığı ve buna bağlı olarak tam veya kısmi ifa imkansızlığı bulunduğundan söz edilemez…” denilmek suretiyle, sözleşmede bir olayın mücbir sebep olarak düzenlenmiş olmasının tek başına ifa imkânsızlığı sonucunu doğurmayacağı ortaya konulmuştur.

Bu nedenle, sözleşmelerde yer alan mücbir sebep hükümlerinin hazırlanmasında yalnızca mücbir sebep teşkil edebilecek olayların sayılmasıyla yetinilmemesi; olayın sözleşmesel edimlere etkisinin, tarafların bildirim yükümlülüklerinin, ifanın askıya alınacağı sürenin ve sözleşmenin sona erdirilebileceği hâllerin açıkça düzenlenmesi önem taşımaktadır. Benzer şekilde, olağanüstü koşulların ifayı imkânsızlaştırmayıp ekonomik açıdan aşırı ölçüde güçleştirebileceği ihtimali de göz önünde bulundurularak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasına ilişkin mekanizmaların ayrıca değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Bu kapsamda taraflar, belirli maliyet artışları, kur değişiklikleri veya diğer ekonomik gelişmelerin ortaya çıkması hâlinde, sözleşme bedelinin veya diğer sözleşme koşullarının hangi esaslar çerçevesinde yeniden müzakere edileceğini ya da uyarlanacağını sözleşmede ayrıca düzenleyebilir.

MÜCBİR SEBEP VE AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜNDE İSPAT YÜKÜ KİME AİTTİR?

Mücbir sebep veya aşırı ifa güçlüğüne dayanan taraf, yalnızca olağanüstü bir olayın meydana geldiğini ileri sürmekle yetinemez; söz konusu olayın sözleşmesel edimin ifasına etkisini ve dayandığı hukuki kurumun koşullarının somut olayda gerçekleştiğini de ortaya koymalıdır.

Mücbir sebebe dayanılması hâlinde, olayın haricî, öngörülemez ve kaçınılamaz nitelikte olduğunun yanı sıra, söz konusu olay nedeniyle edimin ifasının imkânsız hâle geldiğinin ve olay ile ifa imkânsızlığı arasında uygun illiyet bağının bulunduğunun ispatlanması gerekmektedir. Bu kapsamda, olayın niteliğine göre resmî makam kararları, idari düzenlemeler, teknik raporlar, uzman görüşleri ve benzeri deliller önem taşıyabilir.

Aşırı ifa güçlüğüne dayanılması hâlinde ise borçlu, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan olağanüstü durumun kendisinden kaynaklanmadığını ve sözleşmenin kurulduğu sırada mevcut olan koşulları, ifanın kendisinden istenmesini dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde aleyhine değiştirdiğini ortaya koymalıdır. Özellikle ekonomik koşullardaki değişikliklere dayanılan uyuşmazlıklarda, salt kur veya maliyet artışının ileri sürülmesi yeterli olmayıp, bu değişikliklerin sözleşmenin edimler dengesi üzerindeki somut etkisinin mali ve ticari verilerle ortaya konulması önem taşımaktadır.

Dolayısıyla mücbir sebep ile aşırı ifa güçlüğü arasındaki ayrım, ispat edilmesi gereken hususlar bakımından da önem taşımaktadır. Mücbir sebep bakımından ispat faaliyetinin merkezinde olayın edimin ifasını imkânsız hâle getirmesi bulunurken, aşırı ifa güçlüğü bakımından olağanüstü durumun sözleşmenin dengesini borçlu aleyhine ne ölçüde değiştirdiği ve ifanın aynı koşullarla sürdürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı hâle gelip gelmediği bulunmaktadır.

SONUÇ

Mücbir sebep ile aşırı ifa güçlüğü, benzer olağanüstü olaylardan kaynaklanabilmekle birlikte, olayın sözleşmesel edimin ifasına etkisi ve doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bu nedenle, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan salgın hastalık, doğal afet, savaş, ekonomik kriz veya ani maliyet artışı gibi olayların tek başına mücbir sebep veya aşırı ifa güçlüğü olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.

Mücbir sebep teşkil eden olayın borçlunun sorumlu tutulamayacağı şekilde edimin ifasını imkânsız hâle getirmesi durumunda TBK m. 136 ve 137 hükümleri gündeme gelirken; ifanın mümkün olmaya devam etmesine rağmen sözleşmenin kurulduğu sırada mevcut olan koşulların borçlu aleyhine dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde değişmesi hâlinde, TBK m. 138’de öngörülen koşullar çerçevesinde aşırı ifa güçlüğü söz konusu olabilecektir. Bu ayrım, borcun akıbetinin yanı sıra tarafların başvurabileceği hukuki yolları ve ispat edilmesi gereken hususları da doğrudan etkilemektedir.

Bu kapsamda, sözleşmelerin hazırlanması sırasında olağanüstü durumların sözleşmesel ilişkiye etkisinin mümkün olduğunca açık şekilde düzenlenmesi; mücbir sebep teşkil edebilecek olayların yanı sıra bildirim yükümlülüklerinin, ifanın askıya alınmasının ve sözleşmenin sona erdirilmesinin koşullarının belirlenmesi önem taşımaktadır. Bununla birlikte, sözleşmede yer alan düzenlemelerden bağımsız olarak, ortaya çıkan olayın somut sözleşmesel edimin ifasına etkisinin ve uygulanacak hukuki hükümlerin her somut olayın özellikleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

SIK SORULAN SORULAR (SSS)

Mücbir sebep ile aşırı ifa güçlüğü arasındaki temel fark nedir?

Mücbir sebepte, ortaya çıkan olağanüstü olay nedeniyle borcun ifası imkânsız hâle gelmektedir. Aşırı ifa güçlüğünde ise borcun ifası hâlâ mümkün olmakla birlikte, değişen koşullar nedeniyle borçlu açısından katlanılması beklenemeyecek ölçüde güçleşmektedir.

Maliyet artışı veya kur yükselişi mücbir sebep sayılır mı?

Kural olarak hayır. Sakarya BAM 7. Hukuk Dairesi’nin kararında da vurgulandığı üzere, tek başına maliyet artışı veya kur yükselişi, borcun ifasını imkânsız hâle getirmediği sürece mücbir sebebe bağlı ifa imkânsızlığı sonucunu doğurmaz.

Salgın hastalık her durumda mücbir sebep sayılır mı?

Hayır. Salgının kendisi değil, salgın nedeniyle alınan ve edimin ifasını fiilen engelleyen somut resmî tedbirler (faaliyet durdurma, kapatma kararı vb.) mücbir sebep değerlendirmesinde belirleyici olmaktadır.

Aşırı ifa güçlüğüne dayanan taraf doğrudan sözleşmeyi feshedebilir mi?

Hayır. TBK m. 138 uyarınca borçlu öncelikle hâkimden sözleşmenin uyarlanmasını istemelidir; uyarlama mümkün olmadığı takdirde dönme veya sürekli edimli sözleşmelerde fesih hakkını kullanabilir.

İhtirazi kayıt koymadan ifada bulunmak hak kaybına yol açar mı?

TBK m. 138 kapsamında uyarlama talebinde bulunulabilmesi için borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş veya ifa etmişse aşırı ifa güçlüğünden doğan haklarını saklı tutmuş olması gerekmektedir. Bu nedenle, ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin yapılan ifa, TBK m. 138’e dayanma imkânını etkileyebilecektir.

Mahkeme, taraflarca ‘mücbir sebep’ olarak nitelendirilen bir olayı farklı değerlendirebilir mi?

Evet. Mahkeme, olayın hukuki niteliğini taraflarca kullanılan adlandırmayla bağlı olmaksızın, somut olayın koşullarına ve delillere göre bağımsız şekilde belirler.

Mücbir sebep iddiası hangi delillerle ispatlanmalıdır?

İncelenen kararlarda ispat; resmî kurum yazıları, bilirkişi raporları (meteoroloji, sektör uzmanı, mali müşavir) ve teknik veriler üzerinden yapılmıştır. Salt taraf beyanı, mücbir sebebin ispatı için yeterli görülmemektedir.

Tacirler bakımından öngörülebilirlik eşiği farklı mı değerlendirilir?

Evet. Sakarya BAM 7. Hukuk Dairesi kararında vurgulandığı üzere, tacirlerin fiyat dalgalanmaları gibi ticari hayatın olağan risklerini öngörerek hareket etmesi beklenir; bu risklerin gerçekleşmesi tek başına mücbir sebep olarak kabul edilmez.

Kısmi ifa imkânsızlığı hâlinde sözleşmenin tamamı mı yoksa yalnızca bir kısmı mı sona erer?

TBK m. 137 uyarınca kural olarak yalnızca imkânsızlaşan kısım sona erer. İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesi kararında da kullanılamayan döneme isabet eden bedelin iadesine karar verilmiş, sözleşmenin tamamı bakımından sona erme sonucuna ulaşılmamıştır.

Yazarlar

Nigar Guliyeva

Nigar Guliyeva

Kıdemli Avukat

Ayşenur Turan

Ayşenur Turan

Avukat