Ocak 5, 2026

Türkiye’de Ve Uluslararası Alanda Yakıt (Bunker) Uyuşmazlıkları: ISO 8217:2017 Standardı Ve Tahkim

GİRİŞ

Deniz ticaretinde yakıt tedariki geminin seyrine devam edebilmesi için zorunlu bir hizmet olmakla birlikte uygulamada en sık uyuşmazlık doğuran alanlardan biridir. Yakıtın kalite kriterlerine uygun olmadığı iddiaları; gemide operasyonel arızalar, gecikmeler ve ek maliyetler doğurabildiği gibi taraflar arasında sorumluluğun kimde olduğu ve hangi delillerle ispatlanacağına ilişkin tartışmaları da gündeme getirmektedir.

İşbu makale ile Türkiye’de ve uluslararası alanda bunker uyuşmazlıklarının en sık karşılaşılan türleri ile sözleşme kurgusunun ve delil yönetiminin uyuşmazlığın sonucuna etkisi değerlendirilecektir. Ayrıca ISO 8217:2017 standardına atfın pratikte ne anlama geldiği ve tahkim dahil uyuşmazlık çözüm yollarının bu tür ihtilaflarda nasıl konumlandığı, uygulamaya dönük bir çerçevede değerlendirilecektir.

A. BUNKER UYUŞMAZLIKLARININ TİPİK GÖRÜNÜMÜ VE ISO 8217:2017’NİN İŞLEVİ

Bunker uyuşmazlıkları uygulamada ağırlıklı olarak iki başlık altında toplanmaktadır: (i) yakıtın miktarına ilişkin eksik teslim iddiaları ve (ii) yakıtın kalitesine ilişkin uygunsuzluk (“off-spec”) iddiaları. Miktar uyuşmazlıklarında, ölçüm yöntemi ve ölçümün dayandığı kayıtlar (sayaç verileri, barge ölçümleri, gemi tank ölçümleri ve teslim evrakı) arasındaki tutarsızlıklar belirleyici olmaktadır. Kalite uyuşmazlıkları ise çoğunlukla, teslim edilen yakıtın kullanım sürecinde gemide arıza, performans kaybı, filtrasyon sorunları veya beklenmeyen bakım ve temizleme ihtiyacı doğurduğu iddiaları üzerinden şekillenmektedir. Her iki uyuşmazlık türünde de sonuca etkili olan husus, tarafların sözleşmesel yükümlülüklerinin kapsamının hangi teknik ölçütlerle tanımlandığı ve iddiaların hangi delil düzeniyle ortaya konulduğudur.

Kalite tartışmalarında en yaygın teknik referanslardan biri ISO 8217:2017 standardıdır. ISO 8217, International Organization for Standardization (“ISO”) tarafından yayımlanan; deniz yakıtlarının sınıflandırılmasına ve belirli parametreler bakımından asgari teknik kriterlerin belirlenmesine ilişkin bir standarttır. Uygulamada ISO 8217’e atıf “uygunluk” değerlendirmesinde taraflar bakımından ortak bir teknik dil ve kıyas ölçütü oluşturmakta ancak standardın tek başına bir sorumluluk rejimi ihdas ettiği sonucuna varılmamaktadır. Diğer bir ifadeyle ISO 8217, kendiliğinden tazminat sorumluluğu doğuran veya kusuru tayin eden bir düzenleme niteliğinde olmayıp sözleşmede kararlaştırılan kalite taahhüdünün teknik içeriğini somutlaştıran bir referans çerçevesi olarak işlev görmektedir.

Bu nedenle ISO 8217’nin pratik etkisi çoğu zaman sözleşmenin kurgusu ile birlikte değerlendirilmelidir. Taraflar, sözleşmede ISO 8217’e atıf yapmakla yetinmeyip atfın kapsamını ve uygulanma usulünü (örneğin teslim edilecek yakıt sınıfı/grade, uygulanacak test yöntemleri, hangi numunenin esas alınacağı, bildirim ve itiraz süreleri ile prosedürü) açık şekilde düzenlemedikçe “ISO 8217’e uygunluk” iddiası uyuşmazlığın çözümü bakımından tek başına yeterli olmayabilir. Zira bunker uyuşmazlıklarında tartışma çoğu kez laboratuvar sonucundan önce analize esas alınan numunenin belirlenmesi, numunenin temsil kabiliyeti ve numune üzerindeki muhafaza zincirinin güvenilirliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu itibarla ISO 8217, teknik çerçeveyi ortaya koyarken; uyuşmazlığın hukuki seyrini belirleyen asıl unsur bu çerçevenin sözleşmesel süreç ve delil yönetimiyle nasıl işletildiği olmaktadır.

B. BUNKER UYUŞMAZLIKLARINDA DELİL SÜRECİ

Bunker uyuşmazlıklarında ispat faaliyeti büyük ölçüde teslim anında oluşturulan ve sonradan doğrulanabilir nitelikte olan teknik kayıtlar üzerinden yürümektedir. Bu nedenle “uygunsuz yakıt” iddiasının başarılı biçimde ileri sürülebilmesi veya bertaraf edilebilmesi bakımından, teslim sürecinin usulüne uygun şekilde belgelendirilmesi ve delillerin muhafazası belirleyici önem taşımaktadır. Uygulamada uyuşmazlıkların önemli bir kısmı yakıtın fiilen uygun olup olmadığından ziyade uygunluk değerlendirmesinin hangi numune ve hangi rapor üzerinden yapılacağı noktasında kilitlenmektedir.

Bu çerçevede ilk kritik nokta numune alma (sampling) sürecidir. Numunenin nasıl alındığı, nasıl muhafaza edildiği, mühürleme/etiketleme işlemlerinin yapılıp yapılmadığı ve numunenin taraflar arasında teslim edilip edilmediği daha sonra yapılacak analizlerin güvenilirliği açısından doğrudan sonuç doğurur. Özellikle uyuşmazlık halinde “referans numune” olarak kabul edilecek numunenin sözleşmede açıkça tanımlanmamış olması tarafların farklı numunelere dayanmasına ve çelişkili laboratuvar sonuçlarının ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle, numunenin temsil kabiliyeti ve numune üzerinde kesintisiz bir muhafaza zinciri kurulması iddianın ispatında ve karşı tarafın itirazlarının bertaraf edilmesinde önemlidir.

İkinci bir nokta ise teslimin temel belgesi olan Bunker Delivery Note (“BDN”) ve eşlik eden teslim evrakıdır. BDN; yakıtın cinsi/sınıfı, miktarı, teslim yeri ve zamanı gibi unsurları kayıt altına almak bakımından pratikte başlıca referans belgedir.  Bununla birlikte BDN’nin tek başına nihai bir “uygunluk” karinesi yaratmadığı özellikle kalite itirazlarının çoğunlukla BDN’de yer alan verilerden bağımsız olarak, numune analizleri ve gemideki operasyonel bulgularla temellendirildiği görülmektedir. Bu nedenle BDN’nin; ölçüm kayıtları, sayaç çıktıları, barge/gemi ölçüm raporları, teslim sırasında tutulan tutanaklar ve varsa survey raporları ile birlikte değerlendirilmesi, uyuşmazlığın sağlıklı şekilde yönetilmesi açısından önem arz etmektedir.

Üçüncü nokta ise laboratuvar analizi ve raporlama sürecidir. Laboratuvar raporları, ISO 8217’de yer alan parametreler bakımından “uygunluk” değerlendirmesine dayanak teşkil etmekle birlikte raporun hangi numuneye ilişkin olduğu, analiz yönteminin ne olduğu ve raporlamanın hangi tolerans yaklaşımıyla değerlendirileceği raporun ispat değerini doğrudan etkiler. Uygulamada tarafların farklı laboratuvarlara başvurması veya farklı numuneler üzerinden analiz yaptırması halinde aynı teslimata ilişkin birden fazla ve birbiriyle çelişen rapor ortaya çıkabilmektedir. Bu durum uyuşmazlığın esasını teknik tartışmadan ziyade delil tartışmasına taşımakta, nihayetinde sözleşmede öngörülen prosedürlere uyulup uyulmadığı ve delillerin güvenilirliği ön plana çıkmaktadır.

Bu nedenle bunker uyuşmazlıklarında, teslim anından itibaren hızlı ve disiplinli bir delil yönetimi yürütülmesi gerekmektedir. Teslim sırasında numune alma ve mühürleme sürecinin eksiksiz işletilmesi, BDN ve ölçüm kayıtlarının tutarlı biçimde muhafaza edilmesi, olası bir itiraz halinde yazılı rezervlerin zamanında iletilmesi ve numunelerin analiz sürecine hazırlıklı şekilde korunması uyuşmazlığın seyrini belirleyen başlıca unsurlardır. Nitekim uygulamada, teknik parametrelerden bağımsız olarak, numune ve belge yönetimindeki eksiklikler nedeniyle haklı görülebilecek iddiaların dahi ispatlanamadığı; buna karşılık güçlü bir delil seti ile desteklenen iddiaların çok daha kısa sürede ve daha öngörülebilir biçimde sonuçlandırılabildiği görülmektedir.

C. BUNKER UYUŞMAZLIKLARINDA ÇÖZÜM

Yukarıda detaylıca açıkladığımız üzere bunker uyuşmazlıklarında ISO 8217:2017’ye atıf, tek başına koruma sağlayan bir düzenleme olarak görülmemelidir. Uygulamada belirleyici olan ISO 8217 atfının sözleşmesel bir prosedür ile desteklenip desteklenmediğidir. Bu kapsamda, sözleşmede teslim edilecek yakıtın sınıfının açıkça belirlenmesi, numunenin hangi noktadan ve hangi usulle alınacağı, hangi numunenin referans kabul edileceği, numune sayısı ve muhafaza koşulları gibi hususların netleştirilmesi uyuşmazlık halinde hangi laboratuvara ve hangi test yöntemlerine göre analiz yaptırılacağı ile analiz masraflarının kim tarafından karşılanacağının düzenlenmesi “uygunluk” tartışmasını yönetilebilir kılmaktadır. Aynı şekilde, itiraz ve bildirim sürelerinin açık şekilde belirlenmesi; rezerv kayıtlarının hangi yöntemle iletileceği ve itirazın hangi bilgi ve belgelerle destekleneceğinin kararlaştırılması, sonradan ortaya çıkabilecek usuli itirazların önüne geçmektedir.

Öte yandan yakıt tedarikinin çoğu zaman birden fazla sözleşmesel ilişki üzerinden yürüdüğü dikkate alındığında, uyuşmazlıkların taraf sıfatı ve sorumluluğun kime yöneltileceği bakımından da ayrışabildiği görülmektedir. Bu nedenle sözleşmede temsil, ödeme yükümlüsü, teslimin kimin hesabına yapıldığı ve rücu zinciri bakımından açık bir çerçeve kurulması özellikle kalite iddiasının gemide ortaya çıkan sonuçları itibarıyla farklı taraflara yöneldiği senaryolarda kritik önem taşıyacaktır. 

Uyuşmazlık çözüm yolu bakımından ise sözleşmelerde tahkim klozlarına sıklıkla rastlanmaktadır. Nitekim uluslararası uygulamada yaygın biçimde kullanılan standart bunker şartlarında (örneğin BIMCO Bunker Terms) uyuşmazlık çözümü için tahkim seçenekleri öngörülmekte ve tahkim, çoğu zaman varsayılan çözüm yolu olarak sözleşmeye dahil edilmektedir. Tahkim, teknik delillerin değerlendirilmesi ve uzmanlaşmış uygulama birikimi nedeniyle taraflarca tercih edilebilmekte ayrıca gizlilik ve usuli esneklik gibi unsurlar uyuşmazlığın yönetimine katkı sağlayabilmektedir. Bununla birlikte tahkim yolunun seçilmiş olması delil ve prosedür yönetiminin önemini azaltmamaktadır. Aksine, tahkim yargılamasında da sonuca etkili olan husus teslim anından itibaren oluşturulan numune, BDN ve ölçüm kayıtları ile bunların sözleşmede öngörülen usule uygun şekilde işletilip işletilmediğidir. Bu nedenle uyuşmazlık çözüm yolu ne olursa olsun sözleşme kurgusunun ve delil setinin baştan itibaren öngörülebilir şekilde tasarlanması, bunker uyuşmazlıklarında etkin risk yönetiminin temel unsurunu oluşturmaktadır.

D. SONUÇ

Bunker uyuşmazlıklarında ISO 8217:2017 standardı “uygunluk” değerlendirmesinin teknik zemininin kurulması bakımından merkezi önem taşımaktadır. Nitekim kalite iddiaları çoğu zaman ISO 8217’de yer alan parametreler üzerinden somutlaşmakta uyuşmazlığın ispatı da teslim anında alınan numuneler ve bunlara ilişkin laboratuvar analizleri ile şekillenmektedir. Bu nedenle ISO 8217 atfı, uygulamada taraflar arasında ortak bir teknik dil yaratmakta ve uyuşmazlığın hangi kriterler üzerinden tartışılacağını belirlemektedir. Bununla birlikte standardın tek başına bir sorumluluk rejimi kurmadığı hukuki sonuçların ISO 8217 atfının sözleşmede numune alma, analiz yöntemi, bildirim ve itiraz süreleri gibi unsurlarla birlikte nasıl kurgulandığına bağlı olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Diğer yandan bunker ihtilaflarında tahkim, uluslararası pratikte çoğu kez esas çözüm platformu olarak öne çıkmaktadır. Bunun temel nedeni, bu uyuşmazlıkların teknik delil değerlendirmesi, çok taraflı tedarik zinciri ve sözleşmesel prosedürlerin işletilmesi gibi uzmanlık gerektiren boyutlar içermesidir. Bu çerçevede etkin risk yönetimi, ISO 8217’in sözleşmesel yapıya doğru şekilde entegre edilmesi ve olası bir tahkim yargılamasında ileri sürülebilecek şekilde numune, BDN, ölçüm kayıtları ve analiz raporlarından oluşan delil setinin teslim anından itibaren eksiksiz kurulması ile mümkündür. Bu yaklaşım benimsendiğinde bunker uyuşmazlıkları bakımından hem risklerin azaltılması hem de ortaya çıkan ihtilafların daha öngörülebilir ve etkin şekilde çözümlenmesi mümkün olacaktır.

Yazarlar

Duygu Doğan Şahiner

Duygu Doğan Şahiner

Ortak

Şevval Kalınca

Şevval Kalınca

Avukat