Aralık 27, 2025

Temsile Yetkili Olmayan Kişiler Tarafından Kurulan Sözleşmelerin Geçerliliği: Görünüşe Güven İlkesi Işığında İnceleme

Ⅰ. GİRİŞ

Modern hukuk sistemlerinde üçüncü kişilerle kurulan sözleşmelerde temsil yetkisi, sözleşmenin geçerliliğini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biridir. Bununla birlikte uygulamada, temsile yetkili olmayan kişiler tarafından yapılan hukuki işlemlere sıklıkla rastlanmakta; bu durum, söz konusu sözleşmelerin geçerliliği ve tarafları bağlayıcılığı bakımından önemli tartışmaları beraberinde getirmektedir. Türk hukukunda bu tür durumların yarattığı hukuki belirsizliği gidermeye yönelik olarak geliştirilen “görünüşe güven ilkesi”, belirli koşullar altında sözleşmenin geçerliliğinin korunmasına hizmet eden önemli bir mekanizma olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, temsil yetkisi bulunmayan kişiler tarafından akdedilen sözleşmelerin hukuki durumu, görünüşe güven ilkesi çerçevesinde ele alınacak; ayrıca farklı sözleşme türleri bakımından ortaya çıkan sonuçlar karşılaştırmalı bir şekilde incelenecektir.

ⅠⅠ. TEMSİL KAVRAMI VE TEMSİL YETKİSİNİN SINIRLARI

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) 40.maddeye göre temsil, bir kimsenin hukuki işlemde başka bir kişi adına ve onun hesabına hareket etmesidir. Temsil yetkisi hukuki işlemin üçüncü kişiye bağlanmasını sağladığından, yetkinin kaynağı ve kapsamı büyük önem arz eder.

Temsil yetkisi;

  • Kanuni temsil, örneğin veli veya kayyumun yetkisi,
  • İradi temsil, örneğin vekâlet sözleşmesi ile verilen yetkiler, şeklinde ortaya çıkabilir.

Yetkisiz temsilci, temsil olunanın önceden veya sonradan onayı olmadan hareket ettiğinde, TBK 46.madde gereği yaptığı işlem bağlayıcı değildir. Ancak bu genel kuralın istisnaları arasında yer alan görünüşe güven ilkesi, haklı güvenin korunması amacıyla bu katı sonucu yumuşatabilir. 

ⅠⅠⅠ. SÖZLEŞME TÜRLERİ BAKIMINDAN GÖRÜNÜŞE GÜVEN İLKESİNİN UYGULANMASI

Temsile yetkili olmayan kişiler tarafından kurulan sözleşmelerde görünüşe güven ilkesinin uygulanabilirliği, sözleşmenin niteliğine göre farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Zira her sözleşme türü, tarafların özen yükümlülüğü, hukuki güven beklentisi ve doğurduğu riskler bakımından aynı özellikleri taşımamaktadır. Bu nedenle, görünüşe güven ilkesinin sözleşme tipleri nezdinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

ⅰ. Borçlandırıcı Sözleşmeler (Satım, Hizmet ve Eser Sözleşmeleri)

Satım, hizmet ve eser sözleşmeleri, özellikle ticari hayatta sıkça karşılaşılan ve çoğu zaman şirket organizasyonu içerisinde yürütülen sözleşmelerdir. Şirket adına hareket eden bir kişinin bu tür sözleşmeleri akdetmesi halinde, üçüncü kişinin temsil yetkisine güvenmesi çoğu durumda olağan kabul edilmektedir.

Örneğin Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2016/19373 esas sayılı ve 2017/11054 karar sayılı 20.09.2017 tarihli kararında, temsil yetkisi olmadığı halde bonoya imza atan kişinin, ticaret sicili kayıtlarına göre temsilci olmadığı sabit olduğunda, bu kişinin bu imzadan dolayı şahsen sorumlu tutulacağını belirtmiştir:

“Ticaret Sicil Müdürlüğünden gelen yazı cevabına göre şirketin temsilcisi olmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda temsil yetkisi olmadığı halde keşideci şirket adına senet imzalayan muteriz borçlu, bonoyu düzenleyen şirket adına attığı imzadan dolayı kişisel olarak sorumlu olacağı tabiidir.”

yukarıda bahsedilen karar, somut olayda temsil yetkisinin bulunmaması hâlinde üçüncü kişinin güvenini değil, yetkisiz temsilciyi doğrudan sorumlu tutma yaklaşımını ortaya koymaktadır.

Özellikle taraflar arasında süreklilik arz eden ticari ilişkilerde; daha önce benzer işlemlerin aynı kişi tarafından yapılmış olması, fatura ve ödeme süreçlerinin bu kişi aracılığıyla yürütülmesi ya da şirketin bu kişiyi fiilen muhatap olarak kabul etmesi, üçüncü kişi açısından haklı bir güven yaratmaktadır. Bu gibi durumlarda, temsil yetkisi bulunmasa dahi görünüşe güven ilkesi uyarınca sözleşmenin temsil olunanı bağlaması mümkündür.

Hizmet ve eser sözleşmeleri bakımından ise kişisel edim unsuru ve sözleşmenin uzun süreli niteliği nedeniyle daha temkinli bir değerlendirme yapılmalıdır. Bununla birlikte, işin kapsamını belirleyen, talimat veren ve ifayı denetleyen kişinin yetkili olduğu yönünde temsil olunan tarafından bir görünüm oluşturulmuşsa, iyi niyetli üçüncü kişinin korunması gündeme gelebilecektir.

ⅰⅰ. Süreklilik Arz Eden Sözleşmeler (Kira Sözleşmeleri)

Kira sözleşmeleri, uzun süreli borç ilişkisi doğurmaları sebebiyle temsil yetkisinin araştırılmasının üçüncü kişiden beklenebileceği sözleşmeler arasında yer almaktadır. Bu nedenle görünüşe güven ilkesinin uygulanması, borçlandırıcı sözleşmelere kıyasla daha dar yorumlanmalıdır.

Bununla birlikte, taşınmazın fiilen tasarrufunu sağlayan, kira bedelini tahsil eden ve kiraya veren sıfatıyla hareket eden kişinin bu yetkiyi temsil olunanın bilgisi veya sessiz onayı dahilinde kullanması halinde, özellikle ticari kiralamalarda üçüncü kişinin güveninin korunması mümkündür.

ⅰⅰⅰ. Temsil İlişkisini Doğrudan Konu Alan veya Şekle Tabi Sözleşmeler (Vekâlet, Kefalet ve Teminat Sözleşmeleri)

Vekâlet sözleşmeleri ile kefalet ve teminat sözleşmeleri bakımından görünüşe güven ilkesinin uygulanma alanı oldukça sınırlıdır. Zira bu tür sözleşmelerde tarafların temsil yetkisini araştırma yükümlülüğü daha ağırdır; ayrıca kefalet gibi sözleşmeler sıkı şekil şartlarına tabidir.

Bu nedenle, temsil yetkisi bulunmayan bir kişi tarafından verilen kefalet beyanının görünüşe güven ilkesiyle geçerli kabul edilmesi kural olarak mümkün değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/4-1422 esas ve 2021/321 karar sayılı 23.03.2021 tarihli ilamında da:

“önceki karar gerekçelerinin yanında, davaya konu aracın zilyetliği dava dışı Mustafa Ö.’ya devredilmiş ise de zilyetliğin süreli olarak devri ve sürenin sonunda davacıya iade edilmemesi nedeniyle artık bu kişinin emin sıfatıyla zilyet olmadığı, ceza mahkemesinde güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırıldığı ve kararın kesinleştiği, davaya konu aracın bu kişi tarafından davalıya devredilmediği, dava dışı Kasım O. tarafından düzenlenen sahte vekâletname ile davalıya satıldığı, Özel Dairece yapılan temyiz incelemesinde bozmaya esas alınan Hukuk Genel Kurulu’nun 25.09.2002 tarihli ve 2002/4-608 E., 2002/643 K. sayılı kararında kişinin iyi niyetli olarak devralmasının tek başına yeterli olmadığı,”

sahte/ yetkisiz vekaletname ile gerçekleştirilen devir işlemlerinin, iyi niyetli üçüncü kişi dahi olsa geçerli sayılmayacağı vurgulanmıştır. Bu içtihat, özellikle şekle tabi ve kefalet gibi sözleşmelerde görünüşe güven ilkesinin istisnai olduğuna dikkat çekmektedir.

Ⅳ. SONUÇ

Temsil yetkisi, hukuki işlemlerin geçerliliği ve tarafları bağlayıcılığı bakımından özel bir öneme sahiptir. Kural olarak, temsile yetkili olmayan kişiler tarafından yapılan işlemler temsil olunanı bağlamamakta; ancak uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçlar, bu katı kuralın bazı durumlarda yumuşatılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu noktada, üçüncü kişilerin haklı güveninin korunmasını amaçlayan görünüşe güven ilkesi, sözleşmenin geçerliliğinin sağlanmasında tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir.

Çalışmada yapılan inceleme göstermektedir ki, görünüşe güven ilkesi Türk hukukunda açık bir kanuni düzenlemeye dayanmamakla birlikte, dürüstlük kuralı çerçevesinde doktrin ve yargı içtihatlarıyla kabul edilmiş ve uygulama alanı bulmuştur. Ancak bu ilke, her yetkisiz temsil hâlinde otomatik olarak uygulanan bir çözüm yolu değildir. Temsil yetkisine ilişkin görünümün temsil olunan tarafından yaratılması veya bu görünümün bilerek sürdürülmesi, üçüncü kişinin iyi niyetli olması ve söz konusu güvenin objektif olarak haklı kabul edilebilmesi, ilkenin uygulanabilirliği açısından belirleyici unsurlardır.

Sözleşme türleri bakımından yapılan değerlendirme ise, görünüşe güven ilkesinin etkisinin sözleşmenin niteliğine göre değiştiğini ortaya koymaktadır. Özellikle satım, hizmet ve eser sözleşmeleri gibi ticari hayatta sıkça karşılaşılan borçlandırıcı sözleşmelerde üçüncü kişinin güveninin korunmasına daha geniş bir alan tanınırken; kira sözleşmeleri gibi süreklilik arz eden ilişkilerde ve kefalet gibi sıkı şekil şartlarına tabi sözleşmelerde daha sınırlı bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu farklılaştırılmış yaklaşım, hukuki güvenlik ile temsil olunanın irade serbestisi arasında adil bir denge kurulmasını sağlamaktadır.

Sonuç olarak, görünüşe güven ilkesinin tanınması, ticari hayatın istikrarı ve güven ilişkilerinin korunması bakımından önemli olmakla birlikte, ilkenin istisnai niteliği göz ardı edilmemelidir. Her somut olayda, temsil yetkisine ilişkin görünümün kaynağı, üçüncü kişinin özen yükümlülüğü ve taraflar arasındaki ilişki bütüncül bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bu çerçevede yapılacak dikkatli ve ölçülü bir uygulama hem hukuki güvenliğin sağlanmasına hem de yetkisiz temsilin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet edecektir.

Yazarlar

Nigar Guliyeva

Nigar Guliyeva

Kıdemli Avukat

Ece Nur Aplak

Ece Nur Aplak

Avukat