GİRİŞ
İşletme devri, bir işletmenin tüm aktif ve pasifleriyle birlikte üçüncü kişilere devredilmesini ifade eden genel bir kavram olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, bir işletmenin tüm aktif ve pasifleriyle birlikte devredildiği durumlarda işlemin kural olarak işletme devri niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.
Bir işlemin “işletme devri” sayılabilmesi için, devralan tarafından işletmenin tamamının veya başlı başına bir ticari faaliyet yürütebilecek nitelikteki ayrılabilir bir bölümünün, buna ilişkin tüm hak ve borçlarıyla birlikte devralınmış olması aranmaktadır. Bu nedenle, devredenin yalnızca belirli malvarlıklarını (örneğin taşınmazları, makineleri veya diğer ekipmanları) devrettiği ve bu malvarlıklarına ilişkin borç ve yükümlülükleri üzerinde tuttuğu hallerde, işlemin bir malvarlığı devri niteliği taşıdığı ve işletme devri sayılmayacağı kabul edilmektedir.
Bu kapsamda, işletme devrinin doktrinde ve içtihatlarda hangi unsurlarla gerçekleştiği tartışmalı olmakla birlikte, uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve işletme devri tespitinde belirleyici olan başlıca unsurlar aşağıda ayrı başlıklar altında incelenmiştir.
1. İş Sözleşmelerinin Devri
Ticari işletmenin temelinde bulunan iktisadi unsurlardan bir tanesi de emektir. Bir işletmenin varlığı için temel nitelikte olan emek unsuru, çoğunlukla hizmet sözleşmeleri vasıtasıyla sağlanır ve bu sözleşmelerden doğan hak ve yükümlülükler işletmenin malvarlığına dahil olarak kabul edilir. Bu nedenle de ticari işletmenin devri kapsamında iş sözleşmesinden doğan hak ve yükümlülüklerin devredilmesinin gerekli olduğu ileri sürülmektedir. Nitekim, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 6.maddesi uyarınca işyerinin devri halinde iş sözleşmelerinden doğan hak ve borçların da devralana geçeceğini açık hükme bağlamıştır.
İşbu hususa ilişkin olarak, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 15.10.2018 tarihli ve E. 2017/15702, K. 2018/22172 sayılı kararında;
“Maddî ve maddî olmayan unsurların devri söz konusu olmaksızın da işgücünün önem taşıdığı sektörlerde ekonomik birliğin önemli unsurunu olan işçilerin devri de işyeri devri olarak kabul edilmelidir.”
şeklinde belirtmek suretiyle özellikle iş gücünün önem arz ettiği sektörlerde işçilerin devrinin işletme devri olarak kabul edileceğini hükme bağlamıştır.
Bununla birlikte, yalnızca işgücünün devrinin işletme devri oluşturmayacağını belirten Yargıtay kararları da bulunmaktadır. Örneğin, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 10.05.2019 tarihli ve E. 2017/11601, K. 2019/8427 sayılı kararında, yalnızca aynı iş faaliyetinin sürdürülmesinin yeterli olmayacağı vurgulanarak, sayı ve nitelik bakımından önemli bir bölümünü oluşturan işçilerin devrinin gerekli olduğu ifade edilmiştir.
Aynı doğrultuda, doktrinde de örneğin ayakkabı üretimi yapılan bir işletmede yalnızca işgücünün devrinin işletme devri niteliğinde olmayacağı, zira ayakkabıların üretildiği alandaki makineler, araçlar, hammaddeler ve diğer eşyaların ekonomik birliğin korunması için esaslı olduğu, bu tür işletmelerde yalnızca işgücünün devrinin işletme devri olarak değerlendirilemeyeceği görüşü ileri sürülmektedir.
Her ne kadar doktrinde ve içtihat nezdinde konuya ilişkin farklı yaklaşımlar olsa da iş gücünün işletmenin temel bir parçası olması ve iş gücü olmaksızın işletmenin faaliyetlerinin devamının olanaksız olması nedeniyle, iş sözleşmelerin devrinin işletme devri olarak yorumlanabileceği kanaatindeyiz.
2. İzin ve Ruhsatların Devri
İşletme devri kapsamında, genellikle işletmeyi devralan taraf işletmede yürütülen faaliyetlere devam etmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, işletmede yürütülen faaliyetler için herhangi bir resmî ya da özel kurumdan alınması gereken ruhsat veya lisans var ise, söz konusu ruhsat ve lisanslar da devir işlemine konu edilmektedir. Nitekim, işletme devrinin doğası gereği, işletme tüm aktif ve pasifleri ile bir bütün olarak devredildiğinden, işletmenin sahip olduğu ruhsat ve lisansların da devri sonucunu doğurmaktadır.
Bu sebeple, işletmenin faaliyetlerinin devamı için gerekli olan ruhsat ve lisansların devredilmesi, bazı durumlarda devrin işletme devri olarak değerlendirilmesine yol açabilmektedir. Örneğin, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2016/6282 E., 2019/1962 K. ve 26.02.2019 T. sayılı kararında, işletme ruhsatının satın alınmasının işletme devri niteliğinde olduğu; sağlık müdürlüğüne başvurulması ve izin alınmasının işletme devri niteliğini ortadan kaldırmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Benzer şekilde, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2014/10615 E., 2016/1708 K. ve 01.02.2016 T. sayılı kararında da hastane ruhsatının devri ile taraflar arasında işletme devri ilişkisinin kurulduğu tartışmasız şekilde kabul edilmiştir.
3. Taşınırların Devri
Bir işletme veya onun bir bölümünün devri söz konusu olduğunda, öncelikle işletmenin teknik amacına hizmet eden fiziksel unsurlar dikkate alınmakta olup makine, ekipman ve araçlar bu unsurlar arasında yer almaktadır. Bu doğrultuda, işletmedeki faaliyetlerin yerine getirilebilmesi için kullanılan makine, kalıp, hammadde, üretim araçları ve taşıtlar gibi taşınırlar da genellikle ticari işletmenin temel bileşenleri kabul edilmekte ve genellikle işletme devri hâlinde bu taşınırlar da işletme ile birlikte devredilmektedir.
Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2012/11113 E., 2014/2087 K. sayılı kararında, iş makineleri ile demirbaş ve ekipmanların satışının işletme devri niteliğinde olduğu kabul edilmiş ve bu satış sonrasında alacaklardan satın alan kişinin sorumlu olacağına hükmedilmiştir.
Ayrıca, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 02.11.2020 tarihli ve E. 2020/1855, K. 2020/4642 sayılı kararında, işletmedeki tüm demirbaşların, tıbbi ünitelerin ve çalışanların devredilmesi hâlinde işlemin ticari işletme devri niteliğinde olduğu ve Türk Borçlar Kanunu uyarınca devralanın, devredenin borçlarından külli halefiyet ilkesi gereği sorumlu olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nin 11.06.2020 tarihli ve E. 2019/1864, K. 2020/1174 sayılı kararında ise taşınırların devrinin işletme devri oluşturup oluşturmayacağının tespitinde;
- Devre konu varlıkların tek başına bir iş kolu oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesi,
- Devre konu varlıkların bir işletmenin faaliyetlerinin devamını sağlamaya yeterli ve elverişli olup olmadığının tespiti,
- Devir sonrasında devredenin bahsi geçen iş kolundaki faaliyetlerini yürütme kapasitesinin önemli ölçüde azalıp azalmadığının belirlenmesi
gerektiği ifade edilmiştir.
Ancak belirtmek gerekir ki, yalnızca makine ve teçhizat gibi taşınırların devrinin işletme devri oluşturmayacağına ilişkin Yargıtay kararları da bulunmaktadır. Örneğin, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 28.01.2019 tarihli ve E. 2016/13231, K. 2019/374 sayılı kararında:
“Çalışan sigortalılar olmaksızın yalnızca işletmenin tesisat, makine, bina gibi unsurlarının devredilmesi veya satılması, işletme devri olarak değerlendirilemez.”
şeklinde hüküm kurulmuş olup işbu karar, her kiralamanın otomatik olarak işletme devri sonucunu doğurmadığını; belirleyici olanın ekonomik birliğin ve fiili sürekliliğin korunması olduğunu göstermektedir.
4. Taşınmazların Devri
İşletme devrinin en temel unsurlarından biri ise işyerinin bulunduğu taşınmazın devredilmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda ticari işletmenin binası, depoları, satış mağazaları, imalathaneleri, eklentiler ve mütemmim cüzleri bir bütün olarak işletmeyi meydana getirmekte olup işbu unsurlardan bir veya birkaçının devredilmesi işletme devri olarak değerlendirilebilecektir.
Bu doğrultuda, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/20498 E., 2024/1667 K. sayılı kararında; taşınmazın üzerindeki fabrika ve idari binayı ve içeride demirbaş olarak kullanılan, söküldüğünde bütünlüğe zarar verecek olan klima, mutfak ve ekipmanları gibi, masa sandalye, ara bölme ve dekorları ile beraber taşınmazın devralınması kapsamında dava konusu fabrika binası ve arsasının devredilmesinin İcra İflas Kanunu’nun 280/3 hükmüne göre ticari işletme devri niteliğinde olduğuna karar vermiştir.
İlaveten, Yargıtay 17.Hukuk Dairesi’nin 12.11.2020 tarihli ve E.2019/1287, K.2020/7036 sayılı kararında dava konusu taşınmazın soğuk hava deposu olması nedeniyle deponun devrinin ticari işletme devri olarak nitelendirileceğini hükme bağlamıştır.
Ancak hem doktrinde hem de Yargıtay kararları uyarınca yalnızca boş binanın satılmasının, kiralanmasının ya da devredilmesinin işletme devri olarak kabul edilemeyeceği yönünde görüşler de mevcuttur.
Bununla birlikte, aslında taşınır niteliğinde olmakla birlikte taşınmazın içerisinde yer alan ve artık taşınmazın bir parçası haline gelmiş unsurların da bulunması söz konusu olabilir. Bu hususa ilişkin olarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin, 13.07.2020 tarihli ve E.2019/3010, K.2020/1466 sayılı kararında, mahkeme tarafından bilirkişiler aracılığı ile parçaların taşınmazdan zararsız ayrılıp ayrılamayacağı, ayrılırsa tesisin amacına uygun çalışıp çalışamayacağı, ekipmanın fabrikaya tahsis edilip edilmediği ve üretimin devamı için zorunlu olup olmadığı hususlarının tespit edilmesini talep etmiştir.
Bu doğrultuda, taşınmazdan ayrılması mümkün olmayan, ayrılsa dahi tesisin amacına uygun olarak çalışamamasına yol açacak bu türden taşınırların da taşınmazın bir parçası olarak değerlendirilmesi ve bu taşınırların devrinin de işletme devri olarak değerlendirilmesi söz konusu olabilecektir.
SONUÇ
Sonuç olarak, bir işletmenin veya onun ayrılabilir bir bölümünün devri kapsamında; taşınırların, taşınmazların, demirbaşların ve işletmenin faaliyetlerinin devamını sağlayan diğer maddi ve maddi olmayan unsurların devredilip devredilmediği, işçilerin durumu işlemin işletme devri olarak nitelendirilmesinde belirleyici rol oynamaktadır.
Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları da göstermektedir ki, tek başına taşınmazın devri veya bazı taşınırların devri, işletmenin faaliyetlerinin bütünlüğünü sağlamaya elverişli değilse işletme devri sonucunu doğurmayabilir; ancak faaliyetlerin devamını mümkün kılan esaslı unsurların devredilmesi hâlinde işlemin işletme devri olarak değerlendirilmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.










