Mart 31, 2026

03.06.2025 Tarihli ve 2024/157 E., 2025/121 K. Sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı Işığında İşe İade Uyuşmazlıklarında Arabuluculukta Asıl ve Alt İşverenin Birlikte Taraf Olma Zorunluluğunun Değerlendirilmesi

GİRİŞ

İş güvencesi rejiminin temelini oluşturan işe iade talebi, 4857 sayılı İş Kanunu (“İK” veya “İş Kanunu”) kapsamında işçinin feshe karşı korunmasını amaçlayan en önemli hukuki mekanizmalardan biridir. İşe iade talebinin ileri sürülmesi ise, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (“İMK” veya “İş Mahkemeleri Kanunu”) ile getirilen düzenleme uyarınca, dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulmasını zorunlu kılan bir dava şartına bağlanmıştır. Bu yönüyle arabuluculuk, işe iade uyuşmazlıklarında yalnızca alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu değil, aynı zamanda mahkemeye erişimin ön koşulu niteliğini haiz bir usul kurumu hâline gelmiştir.

Ne var ki dava şartı arabuluculuğun uygulanması, özellikle asıl işveren–alt işveren ilişkisinin bulunduğu hâllerde, taraf belirleme noktasında önemli tartışmaları beraberinde getirmiştir. İşe iade talebiyle arabulucuya başvurulması hâlinde asıl işveren ve alt işverenin birlikte taraf gösterilmesini ve arabuluculuk sürecine birlikte katılmalarını zorunlu kılan düzenleme, işçiye henüz yargısal bir tespit yapılmadan karmaşık bir işverenlik ilişkisini çözümleme yükümlülüğü yüklemekteydi. Bu durum, dava şartının şekli bir eksiklik nedeniyle gerçekleşmediği kabul edilerek davanın usulden reddedilmesi gibi, işe iade hakkının özüne doğrudan etki eden sonuçlar doğurabilmekteydi.

Anayasa Mahkemesi’nin 03.06.2025 tarihli ve 2024/157 E., 2025/121 K. sayılı kararı (“Karar”), bu yönüyle işe iade uyuşmazlıklarında arabuluculuk sürecine ilişkin yerleşik uygulamayı anayasal ilkeler çerçevesinde yeniden ele alan önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Karar’da, işe iade davalarında arabuluculuk aşamasında asıl ve alt işverenin birlikte taraf olma zorunluluğu; mahkemeye erişim hakkı, ölçülülük ilkesi ve işçinin dava hakkını etkin şekilde kullanabilmesi bakımından değerlendirilmiş ve söz konusu zorunluluğun anayasal güvencelerle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu makalede, Karar ışığında işe iade uyuşmazlıklarında arabuluculukta asıl ve alt işverenin birlikte taraf olma zorunluluğu; dava şartı arabuluculuğun amacı, işçi üzerinde yarattığı usulî külfet ve uygulamaya muhtemel etkileri çerçevesinde ele alınacaktır.

HUKUKİ ÇERÇEVE

İşe İade Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuğunun Genel Çerçevesi

İşe iade talebi, İş Kanunu kapsamında iş sözleşmesinin geçerli bir nedene dayanmaksızın feshedildiği iddiasına dayanan ve sıkı süre koşullarına tabi bir dava türüdür. İş Mahkemeleri Kanunu ile getirilen dava şartı arabuluculuk sistemi uyarınca, işçinin işe iade talebini ileri sürebilmesi için öncelikle arabulucuya başvurması zorunlu kılınmıştır. Bu düzenleme ile uyuşmazlıkların yargı öncesinde çözümlenmesi ve yargı mercilerinin iş yükünün azaltılması amaçlanmıştır.

Ancak dava şartı arabuluculuğun, mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldıracak veya bu hakkın kullanımını aşırı derecede zorlaştıracak şekilde uygulanması mümkün değildir. Nitekim arabuluculuğun dava şartı niteliği, usul hukukuna ilişkin sonuçlar doğurmakta; bu nedenle arabuluculuk sürecindeki şekli eksiklikler, uyuşmazlığın esasına girilmeden davanın sona ermesine yol açabilmektedir. Bu durum, özellikle işe iade gibi hak düşürücü süreye tabi talepler bakımından daha da hassas bir görünüm arz etmektedir.

Asıl ve Alt İşveren’in Arabuluculuk Sürecine Birlikte Taraf Olma Zorunluluğu

Asıl işveren–alt işveren ilişkisi, işçinin fiilen emeğini sunduğu işyeri ile hukuken bağlı bulunduğu işveren arasındaki ilişkinin her zaman örtüşmemesi nedeniyle iş hukuku bakımından yapısal bir karmaşıklık barındırmaktadır. İşçi, günlük çalışma düzeni, talimat alma ilişkisi ve iş organizasyonu bakımından çoğu zaman asıl işverenin işyerinde ve denetimi altında çalışmakta; buna karşılık iş sözleşmesi hukuken alt işveren ile kurulmuş olabilmektedir. Bu ayrışma, işe iade taleplerinde fesih yetkisinin hangi işverene ait olduğu, işe başlatma yükümlülüğünün kim tarafından yerine getirileceği ve doğabilecek mali sonuçlardan hangi işverenin sorumlu tutulacağı gibi hususları doğrudan etkilemektedir. Zira bu ilişkinin hukuka uygun bir asıl işveren–alt işveren ilişkisi mi yoksa muvazaalı bir yapılanma mı teşkil ettiği çoğu durumda ancak yargılama sürecinde yapılacak delil değerlendirmesi sonucunda tespit edilebilmektedir.

Bu çerçevede, arabuluculuk aşamasında asıl ve alt işverenin birlikte taraf gösterilmesini zorunlu kılan düzenleme, işçiye henüz yargısal bir inceleme yapılmadan, karmaşık ve teknik nitelikte bir hukuki ilişkinin doğru biçimde tespit edilmesi yükümlülüğünü yüklemiştir. İşçinin, tarafı olmadığı alt işverenlik sözleşmesinin içeriğini, ilişkinin hukuka uygunluğunu ya da olası bir muvazaanın varlığını arabuluculuk başvurusu aşamasında öngörmesi her zaman mümkün değildir. Bu nedenle işçinin arabuluculuğa yalnızca fiilen muhatap olduğu işvereni dahil etmesi hâlinde, başvurunun eksik tarafla yapıldığı gerekçesiyle dava şartının gerçekleşmediği kabul edilebilmekte ve işe iade davası esasa girilmeden usulden reddedilebilmekteydi.

Söz konusu uygulama, işe iade talebinin sıkı süre koşullarına tabi olması da dikkate alındığında, işçi bakımından telafisi güç sonuçlar doğurmuştur. Zira dava şartının şekli bir eksiklik nedeniyle gerçekleşmediğinin kabul edilmesi, çoğu durumda işçinin yeniden arabuluculuğa başvurma ve ardından dava açma imkânını fiilen ortadan kaldırmakta; böylece işe iade hakkı, maddi hukuk yönünden hiç incelenmeden sona ermektedir. Bu yönüyle birlikte taraf olma zorunluluğu, arabuluculuğun uyuşmazlığı çözümleyici işlevini aşan ve mahkemeye erişim hakkını sınırlayan ciddi bir usulî engel niteliği kazanmıştır.

Karar’ın Anayasal Değerlendirmesi

Karar’da Anayasa Mahkemesi, işe iade uyuşmazlıklarında dava şartı olarak öngörülen arabuluculuk sürecini, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “mahkemeye erişim hakkı” çerçevesinde incelemiştir. Mahkeme, dava şartı arabuluculuğun kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında yer aldığını kabul etmekle birlikte, bu yetkinin kullanımının temel hak ve özgürlükler üzerinde ölçüsüz sınırlamalar doğurup doğurmadığını ayrıca değerlendirmiştir. Bu bağlamda birlikte taraf olma zorunluluğunun, mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama oluşturduğu açıkça tespit edilmiştir.

Nitekim Karar’da, itiraz konusu düzenlemenin, “işe iade davası açılabilmesi için asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte arabulucuya başvurma şartı öngörmek suretiyle mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği” açıkça ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığını incelemiş; sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkeleri bakımından değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Ölçülülük incelemesinde Mahkeme, asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte arabulucuya başvurma zorunluluğunun, taraf sıfatına ilişkin sorunların önlenmesi ve menfaati etkilenen tüm işverenlerin arabuluculuk sürecine katılımının sağlanması amacına yönelik olduğunu kabul etmiştir. Ancak Mahkeme, bu amaca ulaşmak için daha hafif usulî araçların mevcut olup olmadığını irdelemiş; özellikle yargılama aşamasında taraf değişikliğine imkân tanıyan mekanizmaların varlığına dikkat çekmiştir. Bu kapsamda Karar’da, “asıl işveren-alt işveren ilişkisinden habersiz olan veya bu ilişkinin geçersiz veya muvazaaya dayalı olduğunu bilmeyen işçi tarafından doğru tarafa yöneltilemeyen işe iade davasında taraf değişikliği yapılmasına imkân tanınarak” denmek suretiyle yargılama aşamasında taraf teşkilinin sağlanmasının mümkün olduğu; dolayısıyla arabuluculuk aşamasındaki şekli eksikliklerin dava hakkını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamayacağı vurgulanmıştır.

Buna karşılık Karar’da, arabuluculuk aşamasında birlikte taraf olma zorunluluğunun işçi bakımından ağır sonuçlar doğurduğu açık bir biçimde ortaya konulmuştur. Mahkeme, “işçinin tarafı olmadığı asıl işveren ve alt işveren arasındaki hukuki ilişkiyi tespit ederek arabuluculuk sürecini asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte yürütmesini zorunlu kılan kuralın işe iade talebinde bulunan işçiye katlanamayacağı bir külfet yüklemektedir” tespitine yer vermiştir. Bu değerlendirme doğrultusunda Karar’da, yargılamada taraf sıfatına ilişkin sorunların önlenmesi ve arabuluculuk sürecine asıl işveren ile alt işverenin birlikte katılmasının sağlanmasına yönelik kamusal yarar ile işçinin mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir denge kurulamadığı ifade edilmiştir.

Bu anayasal değerlendirmeler doğrultusunda Karar’da, “7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” oyçokluğuyla karar verilmiştir. Böylelikle işe iade uyuşmazlıklarında arabuluculuk aşamasında asıl ve alt işverenin birlikte taraf olmasını zorunlu kılan düzenleme yürürlükten kaldırılmıştır.

Karar’ın Uygulamaya Etkileri

Karar’ın en doğrudan etkisi, işe iade uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk sürecinde taraf belirleme pratiğinde ortaya çıkacaktır. İptal edilen düzenleme öncesinde, asıl işveren–alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işçinin arabuluculuk başvurusunu her iki işverene karşı birlikte yöneltmesi zorunlu tutulmakta; bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, davanın esası incelenmeden usulden reddi sonucunu doğurabilmekteydi. Karar ile birlikte bu zorunluluk ortadan kalkmış; işçinin arabuluculuk başvurusunu, fesihte muhatap aldığı veya fiilen işveren olarak kabul ettiği tarafa yöneltmesi, dava şartının yerine getirilmesi bakımından yeterli hâle gelmiştir.

Bu değişiklik, özellikle işe iade taleplerinin sıkı süre koşullarına tabi olması nedeniyle uygulamada büyük önem taşımaktadır. Zira arabuluculuk aşamasında taraf belirleme hatası yapılması hâlinde, önceki uygulamada işçinin yeniden arabuluculuğa başvurması ve dava açması çoğu zaman fiilen mümkün olmamakta; bu durum işe iade hakkının maddi hukuk yönünden hiç incelenmeden sona ermesine yol açmaktaydı. Karar sonrasında ise, arabuluculuk sürecindeki şekli eksikliklerin, dava hakkını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanmasının önüne geçilmiş; uyuşmazlıkların esası hakkında yargısal inceleme yapılabilmesi için daha elverişli bir zemin oluşturulmuştur.

Öte yandan Karar, asıl işveren–alt işveren ilişkisinin hukuki niteliğine ilişkin değerlendirmelerin arabuluculuk aşamasından ziyade yargılama sürecine bırakılmasını öngören bir yaklaşımı güçlendirmektedir. Buna göre, ilişkinin geçerli bir alt işverenlik ilişkisi mi yoksa muvazaalı bir yapılanma mı teşkil ettiği, fesih yetkisinin kime ait olduğu ve işe başlatma yükümlülüğünün hangi işverene yöneltileceği gibi hususlar, delillerin toplanması ve değerlendirilmesi suretiyle mahkeme tarafından belirlenecektir. Bu yaklaşım, arabuluculuğun işlevi ile yargılamanın fonksiyonu arasındaki ayrımı daha net hâle getirmektedir.

Karar’ın, mahkemelerin dava şartı arabuluculuğa ilişkin itirazları ele alış biçimini de etkilemesi beklenmektedir. Mahkemelerin, arabuluculuk sürecindeki taraf belirleme eksikliklerini mutlak bir usul engeli olarak değerlendirmek yerine, mahkemeye erişim hakkı ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde yorumlamaları gerekecektir. Bu bağlamda Karar, dava şartı arabuluculuğun işe iade uyuşmazlıklarında işçi aleyhine mutlak bir usul engeli olarak uygulanmasının önüne geçen ve uygulamaya yön veren nitelikte bir içtihat teşkil etmektedir.

SONUÇ

İşe iade uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk uygulaması, uyuşmazlıkların yargı öncesinde çözümlenmesini amaçlamakla birlikte, özellikle asıl işveren–alt işveren ilişkisinin bulunduğu hâllerde taraf belirleme konusunda işçi bakımından önemli usulî riskler barındırmıştır. Arabuluculuk aşamasında her iki işverenin birlikte taraf gösterilmesini zorunlu kılan düzenleme, işçiye henüz yargısal bir tespit yapılmadan karmaşık bir işverenlik ilişkisini çözümleme yükümlülüğü yüklemiş; bu durum, işe iade talebinin esası incelenmeden davanın usulden reddedilmesine yol açabilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 03.06.2025 tarihli ve 2024/157 E., 2025/121 K. sayılı Kararı ile söz konusu zorunluluğun Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmesi, dava şartı arabuluculuğun uygulanmasına ilişkin önemli bir dönüşüm yaratmıştır. Karar’da, mahkemeye erişim hakkının etkin kullanımı bakımından ölçülülük ilkesinin alt ilkeleri çerçevesinde yapılan değerlendirme ile, arabuluculuk sürecindeki şekli eksikliklerin dava hakkını ortadan kaldıracak sonuçlar doğuramayacağı açık biçimde ortaya konulmuştur.

Bu çerçevede Karar, işe iade uyuşmazlıklarında arabuluculuk aşamasının taraf sıfatına ilişkin tüm uyuşmazlıkların kesin olarak çözümlendiği bir evre olmadığını; asıl işveren–alt işveren ilişkisinin varlığına, geçerliliğine veya muvazaalı olup olmadığına ilişkin tespitlerin esasen yargılama sürecinde yapılması gerektiğini teyit etmektedir. Böylelikle dava şartı arabuluculuğun, işçi bakımından mutlak bir usul engeline dönüşmesinin önüne geçilmiş; mahkemelerin bu süreci mahkemeye erişim hakkı ve ölçülülük ilkesi ışığında değerlendirmeleri gerektiği yönünde açık bir anayasal çerçeve çizilmiştir.

Yazarlar

Mevra Baran Akkoyun

Mevra Baran Akkoyun

Kıdemli Avukat

Ayşenur Turan

Ayşenur Turan

Avukat